2-Seferber halinde bulunan bütün Bulgar orduları terhis edilecek. 3-Bütün Bulgar cephane,levazım ve silahları depolara konacak ve bunlar İngiliz subayları nezareti altında bulunacak. 4-Mütareke imzasından itibaren dört hafta içerisinde Almanya ve Avusturya elçileri ve tebaası Bulgaristan’ı terke mecbur tutulacak.
Ben de Yazdım
·6 quotes
Ertesi gün aynı gazetede Yunus Nabi’nin bir yorumu çıkıyor, aynen şöyledir: Fakat payidar olabilmek için de aynı zamandaşarklı kalmakta muztarrız, yani Türk ve Müslüman kalacağız. Arap ve Müslüman kalacağız, Kürt ve Müslüman kalacağız. Bu ta’lif pek mümkün, şu şartlar ki şarklılığın esasında da terakki ve istifayı kabul edeceğiz. istifa:bir şeyin halis ve temizini seçip ayırma anlamındadır.
Celal Bayar Prens Sabahattin Bey (Abdülhamit’in yeğeni)’e göre Avrupalılar, Osmanlı İmparatrluğu’nun içinde bulunduğu perişan vaziyetten sadece Padişah’ı mesul tutuyorlardı. Halbuki Padişah’ın şeraiti bu perişan durumu vücuda getirmekle beraber halk da bu icraata gözü kapalı itaat etmekle bir dereceye kadar mesul sayılmalıydı. Yine Sabahattin Bey’e göre, bu içtimai zaaf ve beceriksizlik memleketteki eğitim kifayetsizliğinden ve şahsi teşebbüs yokluğundan ileri geliyordu. Aşağı halk tabakaları ne bir kültüre sahiptiler, ne de durunlarını düzeltecek sermayaye maliktiler. Orta sınıf tabakalarının çoğu ise daha ziyade memurluğa veya askerliğe rağbet ediyorlardı. Bu tehlikeli gidişe son vermek kültürlü gençlere düşen bir vazifeydi.
Celal Bayar Arnavutluk’da Milli Kulüplerin açılmasıyla beraber “Harf-Yazı” davası baş göstermişti. Ancak vutçanvı Arap harfleriyle mi, yoksa İtalyan harfleriyle mi yazılması lazım geleceği konusu, şiddetli bir surette münakaşa ediliyordu. Bu münakaşanın siyasi bir tarafı da vardı. Osmanlı İmparatorluğu camiası içinde kalmak isteyenlerle ayrılmak için uğraşanlar karşı karşıya gelmişlerdi.
Marifet ve nabet, soyluluk tamim edilmedikçe avam(tahsilsiz halk) havaslatırılmadıkça (aydın hale getirilmedikçe) halk hükümeti kurulamayacağından (milli egemenlik lokali) ancak avamın yükselmesiyle mümkün görülürdü. Katib-i mesuller, murahhaslar (delegeler) İllerdi Umumi Merkez’i ve netice itibariyle Cemiyet’in manevi şahsiyetini temsil ettiklerinden görevleri icabı ahlaki kayıtlara tamamiyle riayet etmeleri, daima mütevazi ve iyi bir ahlak örneği olmaları gerekirdi. Anlaşmazlıkları halledip zararlı akınlara salim yönler vermeye çalışmakla beraber, halkın temiz duygularına hürmet etmleri, hatırlı işlerde onlara öncü olmak suretiyle İttihatçılığın fedakarlık olduğunu fiilen göstermeleri bunların görevleri arasındaydı.
Cilt 2 Celal Bayar Eski deyimle söyleyim: “Bir seyf-i kıymetler ve iki esb-i sabaratler ihsan olundu.” Malumdur ki bütün bunlar, takdir duygularının maddi nişaneleriydi. Özellikle “Gazi” adı, büyük savaşlar kazanmış sayıları az, seçkin kumandanlara verilirdi. Ahmet Muhtar Paşa da böylelikle, meslek hayatının en büyük şeref derecesine erişmiş oluyordu.