Oyunsal terimin oyun ile çarpışma özdeşliği kadar yaygın ve en az onun kadar aşikar bir kullanımının daha, yani erotik anlamda oyun terimini de zikretmek gerekir. Fransızcanın enfant de l’amor terimine denk düşen Flemenkçenin speelkind ifadesi ve gene aynı dildeki (minnespiel) çeşitli örnekler arasından sadece ikisidir. Yukarı Almanca’da, balıkların yumurtlama mevsimi için kullanılan larah ve laichen ile, kuşların yumurtlaması için kullanılan İsveççe Leka kelimesi, daha önce ele alınmış olan laikan, yani oynamak kelimesi ile bağlantılıdır.
Homo Ludens
·23 quotes
Oyun, bireyin veya grubun hayat düzeyini yükseltmeye ne kadar yatkınsa, o ölçüde hakikaten kültür haline dönüşür.
Kazanmak oyunun sonunda “üstünlüğünü belli etmektir”. Ancak, sınırları iyice belirli olan bu üstünlük, genel bir üstünlük görünüşüne bürünme eğilimi gösterir ve bu yüzden de, kazanmak bizatihi oyunun sınırlarını aşar, itibar ve onur verir.
Sahte oyuncu oyunbozan değildir, sahte oyuncu, oyunun kurallarına uyuyormuş gibi yapar ve maskesi düşüne kadar oynar.
Dava, hak olan ve olmayan şeyi kabul ettirmek için; kimin kazandığını kimin kaybettiğini belirlemek için yapılan bir mücadeledir.
Wedding’in kökeni bir antlaşmaya uyulmasını zorunlu kılan simgesel rehin anlamına gelen wedde’ye kadar uzanır.
Savaşın kültürel işlevinin, dolayısıyla oyunsal işlevinin son kalıntılarını ille yok eden, “topyekun savaş” teorisidir.
Modern savaşı yüceltmeye yönelik ne yazık ki çok iyi bildiğimiz genel eğilimler, aslında savaşı kutsal şanı sağlamak üzere tanrılardan gelen bir emir sayan ve düşmanların yok edilmesine dayanan Asur-Babil kavrayışının tekrarından başka bir şey değildir. Tanrıların iradesi diğer şıklarda olduğu kadar çabuk ortaya çıkmaktadır. Ordda (İngilizce: Ordeal, Flemenkçe: Oordeel) kelimesi, tanrısal güçle olan özel ilişkiyi ifade etmektedir.
Gerçekte ise, bir uyuşmazlığın adli düello ile çözülmesi Anglosakson yasaları içinde yer almaz, bu uygulama bu ülkelere Normanlar tarafından getirilmiştir; buna karşılık Tanrı yargısı uygulaması İngiltere’de çok yaygındır. Bu durumda, adli düelloyu, tanrıların iradesini ortaya koyduğu ölçüde haklılığı kanıtlanan kutsal bir oyun olarak ele almak gerekir.
Bu topluluğun hukuki eşitlik ilkesi, diplomatik biçimleri, karşılıklı dürüstlülük sorumlulukları ve varılan antlaşmalara uyma zorunluluğu, insani ilişkilerde düzenin zorunluğu kadar, biçimsel olarak bir oyun kuralıyla eşdeğerdir. Ancak, bu “oyun” bizatihi her uygarlığın temelidir.
Oyun ruhu yoksa uygarlık mümkün değildir.
Kendini birinci göstermek için girişilen rekabet, ortaya çıkmakta olan uygarlık için hiç kuşkusuz bir formasyon ve yüceltme faktörüdür. Entellektüel bir gelişmenin henüz çocukça ve saf olduğu, sınıf şerefi düşüncesinin canlı olduğu aşamalarında buna benzer bir rekabet genç bir kültür için vazgeçilmez nitelikte olan kibirli, bireysel kahramanlığa yol açmıştır.
Aristokratik hayat, şeref ve cesareti yücelten bir oyun odasına bürünmektedir. Fakat, bu soylu oyunun savaşın gaddarlığı içinde çok düşük orada uygulanabilmesi, onun estetik bir toplumsal kurmacaya göre uygulamasına neden olmaktır.
Şövalyelik, mutlaka gerekli olan güç sınamalarıyla -turnuvayla- birlikte, ancak özgür insanın çalışmak zorunda olmadığı böylesine bir toplumda serpilebilir.
Şiiri anlayabilmek için, tıpkı sihirli bir elbise giyer gibi, çocuk ruhuna bürünmek ve çocuksu bilgeliğin yetişkinlerinkinden üstün olduğunu kabul etmek gerekir. Şiirsel sözün kapalı olması gerektiği, Yunanlar tarafından da paylaşılan eski bir inançtır.
Zihin, canlı varlıklarda meydana gelen zihinsel bir dünya yaratmaya yönelik, bu doğuştan gelen ve ihtiyaçların nitelikli eğilimine acaba zeka oyunu adını verebilir miyiz?
“Okul” kelimesinin ilginç bir tarih öncesi vardır. Başlangıçta özgür insanın boş zamanı anlamına gelir; ve sofist en eski zamanlardan beri, düşünme ve araştırmaya adanmış bir hayatın ilk temsilcisi olarak bu alana aittir.
Ne yarar ne hakikat ne de kıyas değeri içeren ve öte yandan hiçbir zararlı yanı olmayan bir şey, en doğru olarak, içerdiği cazibe ve verdiği zevke göre değerlendirilebilir.
Dans, kelimenin tam anlamıyla, en mükemmel oyun, oyunsal biçimlerin en saf ve en toy olanlarından birinin ifadesi olarak kabul edilebilir.
Arkaik kültürde ve çok daha sonraki tarihlere kadar sanat kelimesi insanın bütün becerilerini kapsamıştır.
Roma İmparatorluğu uygarlığı, Eski Yunan uygarlığıyla olan zıtlığından ötürü özel bir dikkati hak etmektedir. Özellikle, eski Roma toplumu, Yunan toplumundan daha az oyunsal çizgiye sahip görünmektedir. Antik Latinlik karakteri bize, yavanlık, katılık, ekonomi ve hukuk alanındaki pratik düşünce, sınırlı hayal gücü ve üslupsuz batıl itikat nitelikleri tarafından belirleniyormuş gibi gelmektedir.
Roma bir dünya imparatorluğu haline gelmişti. Kendinden önceki Eski Dünya’nın, Eski Doğu’nun gözü olan Mısır’ın ve Helenizmin mirasını konmuştu. Roma uygarlığı yabancı kültürlerin aşırı bolluğundan beslenmiştir.
Pahem et circenses: Eski Roma’da işsiz güçsüz halk kitlesinin anarşiye kaymamaları için, devlet tarafından karınlarının bedava doyurulmasını, barındırılmasını ve eğlendirmelerini ifade eden mecaz terim: Ekmek ve sirk.