Hakikat insan dışı mı olmuş, ne gam, insan hakikati kayda geçirsin ve ona boyun eğsin yeter.
Pragmatizm
·21 quotes
Bu delikanlı sözlerine bir felsefe dersine girdiğinizde arkanızdaki sokakta bıraktığınız evrenden tamamen farklı bir evrenle ilişki içine girmek zorunda olduğunuzu her zaman ön kabul olarak aldığını söyleyerek başlıyordu. Bu iki evrenin birbiriyle o kadar alakasız olduğu varsayılır ki diyordu, zihninizi aynı anda ikisiyle birden meşgul edemezsiniz. Sokağın da dahil olduğu somut kişisel deneyimler dünyası hayal edilemeyecek kadar çok kısımlıdır, giriftlidir, bulanıktır, acılıdır ve çapraşıktır. Felsefe profesörünün sizi tanıştırdığı dünya ise basit, net ve soyludur. Orada gerçek hayatın çelişkileri yoktur. Mimarisi klasiktir. Aklın ilkeleri onun ana hatlarını çizer, mantıksal zorunluluklar parçalarını çimentoyla birleştirir. Aslında bakılacak olursa, bahsi geçen ikinci dünya gerçek dünyanın bir açıklamasından çok onun üzerine çıkılmış net bir eklenti gibidir.
Professör Royce ise, fani düzende kötülüğün varlığı ebedi düzenin kusursuzluğunun koşuludur diye yazıyor.
Bu insanların deneyimledikleri şey gerçekliktir. Bize evrenin mutlak bir safhasını verir. Deneyime sahip olmak, bize neyin ne olduğunu söylemek tüm bilgi çemberimiz içindeki en vasıflıların kişisel deneyimidir. Şimdi bu kişilerin deneyimi hakkında düşünmek, onların bizzat hissettikleri şekilde doğrudan ve şahsen hissetmeyle kıyaslandığında nasıl bir şeydir? Filozoflar gölgelerle uğraşıyorlar, yaşayıp hissedenlerse hakikati biliyorlar.
Pragmatizm kelimesi bizdeki “pratik” kelimesinin de kökeni olan eylem anlamındaki Yunanca pragma kelimesinden gelir. Felsefede ilk kez 1878’de Bay Charles Peirce tarafından kullanılmıştır. Bu makalede inançlarımızın gerçekte eylem kuralları olduğuna işaret ettikten sonra, bir düşüncenin anlamını geliştirmek için tek yapmamız gereken hangi davranışı üretmeye uygun olduğunu belirlemektir demişti: O düşüncenin bizim için gerçek anlamı budur. Tüm düşünce ayrımlarımızın kökeninde elle tutulur olgu, ne kadar incelikli olursa olsun, hiçbirinin pratikte bir fark yaratma olanağından başka bir şeye dayanmayacak kadar incelikli olmamasıdır.
Ciddi bir tartışmadan bahsedebilmek için taraflardan birinin ya da diğerinin doğru olmasının pratik bir fark yarattığını gösterebiliyor olmamız gerekir.
Başka bir yerde fark yaratmayan bir fark olamaz - Birine, bir şekilde, bir yerde ve bir zaman dayatılıp da somut olguda ne bu olgunun sonucu olan davranışta kendisini ifade etmeyen bir soyut hakikat farklılığı olamaz.
Liepzigli meşhur kimyacı Oswald bilim felsefesi derslerinde pragmatizm ilkelerinden gerçi kendi de adı vermese de gayet açık bir şekilde yararlanıyormuş. Şöyle yazmıştı bana: “Bütün gerçekler pratiğimizi etkiler ve gerçekliklerin bizim için anlamı bu etkidir. Derslerimde şu şekilde sorular sormayı alışkanlık edindim. Eğer şu ya da bu alternatif doğru olsaydı, dünya hangi açıdan farklı olurdu? Eğer farklı olacak hiçbir şey bulamazsam, o zaman alternatifin hiçbir anlamı yoktur.”
Böylece teoriler muammalara cevaplar değil, yararlanabileceğimiz aletler haline gelir. Pragmatizm tüm teorilerinizin katılığını kırar, onları esnetir ve her birini işe koşar.
Pramatik yöntem herhangi bir tikel sonuç değil, sadece bir yönelim tutumu demektir. İlk şeylerde, ilkelerden, “kategoriler”’den sözde zorunluluklardan uzaklaşma ve son şeylere, meyvelere, neticelere, olgulara yönelme tutumudur.
nulla vestigia retrorsum Geriye doğru ayak iyi olmaz. Mutlak’ın yardımıyla tikeller dünyasına yeniden inemezsiniz ya da onun doğasına dair fikrinizden hayatınız için önem arz eden elzem sonuçlar çıkaramazsınız.
Pragmatist için kavramlar alıp deneyime geri dönülmesi gereken şeylerdir, bizi farklılıklar aramaya iten şeylerdir. Fakat hipotezimiz (dünyanın oluşu ile ilgili tinsel ya da maddesel açıklama) gereği bundan böyle bir deneyim yoktur ve aranabilecek olası farklar da yoktur. Her iki teori de bütün sonuçlarını göstermiştir ve benimsediğimiz hipotez gereği bunlar özdeştir.
Ad hominem: Kişiye, kişiyi hedef alarak tartışma ve retorikte bir safsata türü olarak bir fikirden ziyade onu savunan kişiyi hedef almak. meliorist: insanlığın ortak çabasıyla dünyanın daha iyiye gidebileceğine inanan kişi.
Meliorist: İnsanlığın ortak çabasıyla dünyanın daha iyiye gidebileceğine inanan kişi.
Evrenin her bir ayrıntısının hizmet ettiği tek bir amaç olduğunu söyleyecek mutlak bir teolojik birlikten bdöden?, biri dogmatikleşme tehlikesi altındadır. Bu şekilde dogmatikleşen ilahiyatçılar, dünyanın parçalarının savaşan çıkarlarıyla tanışıklığımız giderek daha somut hale geldikçe, tek bir hayati amacın nasıl bir şey olabileceğini tahayyül etmeyi giderek daha imkansız buluyorlar.
Tüm monist sistemlerin erdem timsali Hindistan’daki Verdanta felsefesidir ve Vedante misyonerlerinin erdem timsali de yıllar önce burayı ziyaret etmiş olan müteveffa Swami Vivekonanda’ydu. Ventadacı yöntem gizemci yöntemdir.
Aslında hakikat büyük çoğunlukla kredi sistemiyle kendini idame ettirir. Karşı çıkacak hiçbir şey olmadığı sürece düşüncelerimiz ve inançlarımız “geçerlidir”. Ama birileri tarafından somut olarak doğrulanan inançlar tüm üstyapının temel direkleridir.
Bir fikrin hakikatı ona içkin hareketsiz bir özellik değildir. Hakikat bir fikrin başına gelir. Bir fikir doğru hale gelir, olaylar tarafından doğru kılınır. Onun doğruluğu aslında bir olaydır, bir süreçtir, yani kendi kendini doğrulamasının, dorulanmasının sürecidir.
“Olgular”’ın kendileri doğru değildir. Bunlar sadece vardır. Hakikat onların arasında başlayıp son bulan inançların işlevidir.
Bay Schiller bazen bundan başka bir şey olup olmadığı sorusuna neredeyse ucu açık bırakıyor gibi görünür. “Dünya özünde maddedir, biz ondan ne çıkarırsak odur. Özgün haliyle ne olduğunu ya da bizden ayrı ne olduğunu tanımlamak verimsiz bir çabadır. Dünya ondan ne aratılırsa odur. Dolayısıyla dünya esnektir.” der.
Ayrıca esnekliğin sınırlarını ancak deneyerek öğrenebileceğimizi ve sanki tümüyle esnekmiş gibi başlamamız gerektiğini, bu varsayıma göre düzenli olarak hareket edip ancak kesinker reddedildiğimizde durmamız gerektiğini ekler.