Prens

Niccolo Machiavelli·10 quotes

>

Machiavelli, bütün silahlı peygamberlerin başarılı olduğu ve silahsızların başarısızlığa uğradıkları gerçeğinden hareketle, politik teorisini ahlakbilim ve ilahiyat ile bir bütün oluşturacak şekilde kurmak yerine, iktidar ve egemenlik tekniklerinin ayrı, özerk bir bilimi olarak tasarlar. Politikanın kendine özgü, bağımsız bir alan oluşturduğunu keşfetmiş olan düşünür, öğretisini, dönemin yeni yeni gelişmeye yüz tutmuş doğa bilimlerinin induktif, yani tümevarımcı yöntemiyle kurmaya çalışır. Toplumsal insanın kolektif davranışı, onun teorisinde bir malzemedir, politika konusunda donanımlı prens (hükümdar) ya da yönetici bu malzemeyi, bir hammadde gibi şekillendirebilmelidir.

>

İktidarın yaşı arttıkça ve iktidar sürekliliğini korudukça, eskiden yapılmış yeniliklerin anılarını ve bunların gerekçelerini de siler; çünkü her yenilik ve değişim yeni bir değişim beklentisine de yol açar ve bir sonraki yeniliği kolaylaştırır. Zaman, verasete dayalı monarşi iktidarını meşru gösterip, bu iktidarın günün birinde zor yoluyla kurulmuş olduğunu unutturma özelliğini hatırlatıyor. Aksi halde yenileme, değişiklik beklentileri süreklileşip iktidarı zorlayacaktır.

>

Bu iki değişik yönetim biçiminin günümüzdeki örnekleri Türkler ile Fransa kralıdır. Bütün Türk monarşisi bir senyör tarafından yönetilir; ötekiler onun kullarıdır; krallığını sancaklara böler ve oraya çeşitli valiler gönderir; bunları canı istediğinde değiştirir, yerlerine başkalarını atar. Oysa Fransa Kralı birçok eski senyör arasında yaşar ve bunlardan her biri, kendi ülkesinin halkınca senyör olarak bilinir ve sevilir. Bunların ayrıcalıkları vardır, kral kendini tehlikeye atmadan bu ayrıcalıklara dokunamaz. Bu iki devleti inceleyen biri, Türk devletinin zor ele geçirilebileceğini, fakat ele geçirildikten sonra, elde tutup yönetmenin çok kolay olduğunu görür. Buna karşılık Fransa devletini işgal etmek daha kolay, elde tutmak ise çok zordur.

>

Bu noktayı iyi değerlendirmek için, bu yenilikçilerin kendi güçlerine mi dayandıklarını, yoksa başkalarına mı bağımlı olduklarını incelemek gerekir. Başka bir deyişle, işlerini yürütmek için rica mı etmektedirler, yoksa zora başvurabilirler mi; buna bakmak gerekir. İlk durumda başarısızlık kaçınılmazdır ve sonları kötü olur, hiçbir sonuca ulaşamazlar, ama kendi güçlerine dayanıyorlarsa, yani zorlama gücüne sahipseler, tehlikeye düşme olasılığı çok azdır. Silahlı peygamberlerin hep yenmeleri, silahsızların yenilmeleri işte bundandır. Çünkü daha önce söylediklerimizin yanı sıra halkların yapısının değişken olma özelliğini de buna eklememiz gerekir; onları bir şeye indandırmak kolaydır, ama bu inanışa bağlı tutmak zordur. Bu nedenle, artık inanmadıklarında, onları zorla inandırmak için gerekli sert önlemlere başvuracak imkanlarla donanmış olmak yerinde olur.

>

Yaşanması gereken ile gerçekte yaşanan birbirine öylesine farklıdır ki yapılanı bırakıp yapılması gerekeni izleyen bir kimse, kısa bir sürede, varlığını korumaktan çok, onun yıkımı ile karşı karşıya kalır; çünkü her konuda iyi olmaya çalışan biri, iyi olmayan pek çok kişi arasında yok olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden gücünü korumak isteyen bir prens iyi olmamayı öğrenmeli ve zorunluluklar karşısında iyiliği ya da kötülüğü denemelidir.

>

Prens harcamalarında ya kendi parasını ya halkın parasını ya da yabancı mal,mülk ve varlığı kullanır. Birinci durumda tutumlu davranmalıdır, ikinci durumda cömertçe davranış göstermelidir. Ordularıyla seferlere çıkan, ganimet, yağma, savaş teminatı ve haraçtan yaşayan bir prens, başkalarının maddi varlığına sahip olduğu için cömert davranmak durumundadır; bunun tersi bir durumda askerleri onu izlemez. Ne kendine ne de halkına ait olan şeyleri rahatça verebilirsin.

>

Cömertlik kadar kendini çabucak tüketen başka hiçbir şey olamaz. Cömert davrandığın sürece cömertlik yeteneğini kullanmaz, kaybedersin, yoksul düşersin ya da aşağılanırsan; ya da yoksul düşmemek için açgözlü nefret uyandıran biri haline gelirsin.

>

İnsanların sevgileri kendilerine bağlı bir şeydir; korkuları ise prensin iradesi sonucudur; öyleyse bilge bir prens başkalarına bağlı bir şeye değil de, kendi istek ve kendisine bağlı olan şeye güvenmelidir.

>

Günümüzün deneyimleri, verdikleri sözlere bağlı kalmayan bazı prenslerin büyük işler yaptıklarını ve başvurdukları hilelerle insanların kafalarını karıştırmayı başararak sonunda dürüstlüğü ilke edinmiş prenslere üstün geldiklerini göstermektedir.

>

İnsanlar çoğu kez elleri ile dokunarak değil gözleri ile algıladıklarına dayanarak karşılarındaki hakkında karar verirler; çünkü herkes görebilir, ama pek az kişi temas yoluyla hisseder. Herkes senin neye benzediğini görür, ama senin ne olduğunu pek az kişi bilir. Bir prensin yapacağı şey, zafer kazanmak ve egemenliği korumaktır. Bu durumda prensin kullanacağı yöntemler herkesçe övülecek ve saygıyla karşılanacaktır, çünkü sıradan halk hep görünüşe ve başarıların cazibesine kaptırır kendisini. Dünya ise sadece sıradan insanlardan ibarettir.(Devlette) dayanacak bir yeri olan büyük çoğunluğun yanında küçük azınlığın etkisi olamaz.