Montesquieu der ki “ Toplumların ilk günlerinde Cumhuriyetin başları kurumları kurar, sonra da kurumlar başları yetiştirir.”
Toplum Sözleşmesi
·14 quotes
Machavell, der ki: “Gerçekte, hiçbir memlekette olağanüstü yasacı yoktur ki, tanrıya başvurmuş olmasın, yoksa, koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte, bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Ama bu bilgilerde başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.
Devleti insanlar kurar, insanları da toprak besler.
Durum gereği, ticaretle savaştan birini seçmek zorunda olan her ulus, güçsüz bir ulustur aslında; çünkü komşularının keyfine ve olaylara bağlıdır.
Güç ile istem onda da birbirinden ayrılır. İsteme yasama gücü, güce de yürütme gücü denir. Bunların ikisi birleşmedikçe politik bütünde hiçbir şey yapılamaz, yapılmamalıdır da.
Ayrı ayrı devletlerde yüksek görevliler sayısının yurttaş sayısıyla ters orantıda olması gerekiyorsa, bundan şu sonuç çıkar: Demokrasi yönetimi genel olarak küçük devletler, aristokrasi yönetimi orta devletler, monarşi yönetimi de büyük devletlere elverişli gelmektedir. Bu kural doğrudan doğruya ideale? çıkmaktadır.
Çünkü lüks ya zenginlikten doğar, ya zenginliği zorunlu kılar; zenginin de ahlakını bozar, yoksulun da; birinciyi mal mülk, ikinciyi açgözlülük yüzünden. Lüks yurdu gevşekliğe ve yokluğa sürükler, devletin elinden bütün yurttaşlarını alır, onları birbirine hepsini de kamuoyuna köle eder.
Bir tanrılar ulusu olsaydı, demokrasi ile yönetilirdi. Böylesi olgun bir yönetim insanların harcı değil.
Özgürlük her iklimde yetişen bir meyve değildir, onun için her ulus ulaşamaz ona.
Dünyanın bütün yönetimlerinde devlet tüketir, üretmez. Öyleyse tüketilen nesneler nereden geliyor ona? Üyelerinin gereksinim fazlasından. Kamuya gerekli gereksinimleri tekrar gereksinim fazlası karşılar. Bundan şu sonuç çıkar: Toplum hali, insanların emeği kendi gereksinimlerinden fazlasını sağladığı sürece ayakta durabilir.
Kalabalık bir ulusun bireyleri birbirlerine ne kadar yakın olurlarsa, hükümet de egemen varlığın hakkını o kadar güç çiğneyebilir.
Tiran, yasalara göre yönetme hakkını yasalara aykırı olarak kendine mal eden kimsedir. Despot ise, kendini yasaların üstüne çıkaran kişidir.
Son olarak, yıkılmaya yüz tutan devlet boş ve aldatıcı bir biçim olarak ayakta durduğu, kimsede toplum bağı diye bir şey kalmadığı ve en aşağılık çıkarlar utanmadan o kutsal genel yarar adını aldığı zaman, genel istem artık dilsiz kalır. Gizli etkenlerin güttüğü insanlar, devlet sanki yokmuş, hiç var olmamış gibi, artık bir yurttaş olarak düşüncelerini ileri sürmez, özel çıkarlardan başka amaçları olmayan birtakım haksız kararları yasa diye benimserler.
Communion ve afaroz, rahipler sınıfının toplum sözleşmesidir, bu sözleşmeyle ulusların da, kralların da efendisi olurlar hep. İnanç birliğinde olan rahipler, isterlerse dünyanın ayrı uçlarında olsunlar, birbirlerinin yurttaşıdırlar. Bu buluş, politikada eşi bulunmaz bir başarıdır. Pagan rahipler arasında buna benzer bir şey yoktur. Zaten bu yüzden değil mi ki, hiçbir zaman sınıf haline gelememişlerdir.