Uygarlığın Huzursuzluğu

Sigmund Freud·9 quotes

>

Uygarlığın Huzursuzluğu Sigmund Freud Bu sayede kendi işlevinde ortaya çıkardıkları; dışarıdan bakıldığında kaynağında yatan eşeysel sevginin fırtınalı ajitasyonlarına pek az benzeyen ama yine de ondan türemiş olan, sakince askıya alınmış, dingin, sevgi dolu bir duygulanma halidir. Her halde Assoslu Aziz Francis, içsel mutluluğu namına sevgiyi sömürmenin en uç noktalarına ulaşmış olmalı. Bu bağın; benliğin nesnelerden ya da nesnelerin birbirinden ayrılığının göz ardı edildiği zihnin ücra bölgelerinden kaynaklanması mümkündür. Dünyaya ve insanlığa karşı böylesine evrensel sevgi duyma eğilimi, insan ulaşabileceği en üstün değer yargılarını temsil eder.

>

Sigmund Freud Eşeysel sevgi, yeni ailelerin; hedefine ket vurulmuş sevgiyse dostlukların kurulmasını sağlar. Bu dosyluklar kültürel açıdan değerlidir çünkü eşeysel sevginin bazı kısıtlarından muaftırlar. (örneğin biricik olma mecburiyetinden!) Fakat gelişim sürecinde sevgi ve uygarlık ilişkisi karmaşıklaşmaya başlar. Bir taraftan sevgi, uygarlığın çıkarlarına ters düşer; diğer taraftan uygarlık sevgiyi muazzam kısıtlamalarla tehdit eder.

>

Toplum üyelerinin birbirleriyle sıkı sıkıya özdeşim kurabildiği her gidişatı destekler ve hedefine ket vurulan libidoyu dostluk ilişkileri vasıtasıyla mümkün olduğunda ortak yaşam bağını güçlendirmeye odaklar. Bu amaçlara ulaşabilmesi için cinsel hayatın kısıtlanması kaçınılmazdır. Fakat uygarlığı buna mecbur eden ve cinselliğe düşmanlığını tetikleyen zaruret nedir bilmiyoruz. Bu karışıklığı yaratan, henüz keşfedemediğimiz başka bir sebep daha olmalı.

>

Sigmund Freud Konunun erbabı sayılacak birilerinin beni ikaz ettiğini de duyar gibiyim: “Komşunu,, tam da sevilmeyi hak etmediği ve aksine düşmanın olduğu için kendin gibi sevmelisin.” Böylece vaziyetin, credo quia absurdum minvalinde olduğunu anlıyorum.

>

Sigmund Freud Homo homini lupus İnsan insanın kurdudur.

>

Ortak çalışmanın sağladığı fayda, onu bir arada tutmaya yetmeyecektir; içgüdüsel tutkular, mantığa duyarlı çıkarlardan daha kuvvetlidir. Uygarlık, saldırgan içgüdüleri sınırlamak ve fiziksel ters tepkiler vasıtasıyla insanın dışavurumlarını kontrol etmek için elinden geleni yapar.

>

Bağımlı bulunduğu insanın sevgisiyle birlikte çeşitli tehlikelere karşı savunmasını da kaybedecek; dahası kendinden güçlü olan bu insan, onu cezalandırarak üstünlüğünü ispat etmek isteyecektir. Kayıptan korkan kişi ondan kaçınmalıdır. Ve bu da insanın kötü bir şeyi fiilen yapmasıyla yalnızca niyetlenmesi arasında fazlaca fark görememesinin sebebidir. Her iki durumda da tehlike, otoritenin hakikati öğrenebildiği hal ve zamanda ortaya çıkar. Bu duruma “vicdan azabı” adı verilir.

>

Suçluluk duygusu, bahsedilen dönemde harici otoriden korkunun anlık dışavurumunu teşkil eder, benlikle otorite arasındaki gerilimin fark edilmesidir. Otoritenin sevgisiyle içgüdüsel tatmin sağlama itkisi arasındaki çatışmanın dolaysız ürünüdür ve dizginlenmesi, saldırganlık eğilimini arttırır.

>

Psiklojik açıdan insan benliğinden, kendinden beklenen her şeyi yerine getirebileceğini, benliğinin altbeni üzerinde sınırsız egemenliği bulunduğunu farz eder. Bu hatadır; normal sayılan insanlar için bile altbene belirli sınırların ötesinde müdahele etmek mümkün değildir. Eğer insandan daha fazlası istenirse içinde bir başkaldırı ya da nevroz ortaya çıkacak, ya da kendini en azından mutsuz hissedecektir.